Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Tayfun Carlı
Tayfun Carlı
tayfun.carli@lifebursa.com

Salgınla Savaş Nasıl Olur?

26 Nisan 2021 Pazartesi, 12:00

Ülkemiz COVID-19 pandemisi veya salgını ile tanışalı nerdeyse tam 1 yıl 1 ay oldu. Salgın sürüyor. Dünya aşıları üretti. Belli ülkeler aşılamalarla toplum bağışıklığını neredeyse sağlamaya başladılar. Normale dönüş başladı....

Salgınla savaşa geçtiler; salgını yönetmeye kalkmadılar...

Nefret ediyorum bu 'salgın yönetimi' teriminden.

Salgın bir felakettir arkadaşlar, salgınla savaş edeceksin. Salgınla savaş da sahada yapılır.

Ama bilim ile yapılır. Bu bilimin adı da 'epidemiyoloji'dir.

Epidemiyoloji, Salgın Bilimi demektir. Bizim eskiden kürsülerimizin adı da 'Salgın Hastalıklar Kürsüsü'ydü.

Ben Veteriner Mikrobiyoloji profesörüyüm ve bu unvana gelirken geçtiğim Doçentlik sınavımda soruydu 'salgın hastalık çıkarsa nasıl önlersin?'.

İşte böyle salgın hastalığın nasıl önleneceğini bileceksin ki, onun nasıl uygulanacağını Bilim Kurulu'nda söyleyeceksin.

Ama önce kim olduğunu yüksek sesle, utanmadan söyleyebileceksin: Veteriner Mikrobiyoloji Profesörü olmak kolay olmuyor. Ama gerçekten hak etmen gerekiyor.

O zaman Salgın hastalık ile mücadele nasıl olur, olduğun kurullarda anlatabilirsin ve dediklerinin yapılmadığını görürsen de, istifa denen şerefli işlemi yaparsın.

Ama nerde, liyakatle yükselmemişsen, hala sesin çıkmaz tabi...

Bu liyakat konusu ve sorunu esas konu....

Ama burada acil ve önemli olan bir felaketle karşı karşıyayız: Koronavirus Salgını, namı diğer, COVID-19 Pandemisi ile...

Zor süreçlerden geçiyoruz. Salgının ilk çıktığı günlerden beri, 'salgın nasıl önenir' konusunda ana ilkeleri kalemim yazdığınca anlatmaya çalıştım. Bir kez daha ana hatlarıyla bu dersi tekrar etmek istiyorum.

Salgın sahada önlenir. Hastanelerde değil...

Hastaneler ağır hastaların tedavi süreçlerini geçirdikleri yerlerdir, o kadar. Yani hastane yönetimi ve hastane açarak salgın önlenmez.

Peki nasıl önlenir salgın:

Salgın ile savaş iki bölümde yürütülür.

  1. Salgın çıkmadan önce ve salgın elimine edildikten sonra salgın ile savaş
  2. Salgın çıkınca salgın ile savaş

Birinci maddede dünya çapında salgınlara neden olacak önemli mikroorganizmalar olan influenzavirus ve coronavirus pandemileri ile ilgili, virus izleme merkezleri ve uydu laboratuvarlarının kurulması, bu merkezlerde hayvan ve insan popülasyonlarında virusların mutasyonlarının zamana ve bölgelere göre değişimleri sürekli izlenmelidir.

Ayrıca bu laboratuvarlarla sürekli işbirliği içinde olan aşı, antijen, tanı-kitleri ve anti-serum üretim merkezlerinin istihdamı gereklidir. 2004'de kuş gribi (avian influenza) salgınında bu iki virüs hakkında, bahsettiğim alt-yapının şekillendirilmesinin acil bir önem arz ettiğini bağıra bağıra söylemiştim.

Ama kimse aldırış bile etmedi. Üstüne üstlük, aşı, antijen ve anti-serum üretecek merkezler birer birer kapatıldı. Çok üzgünüm...

İkinci maddede yapılacakları ise, belki birileri okur da faydalı olur düşüncesiyle daha ayrıntılı yazıyorum.

Salgının görüldüğü yerlere, salgın odağı adı verilir. Salgın odakları imha edilmelidir. Yani, insanlarda süre giden böyle bir salgında her salgın odağı bir şehir ise, şehirler birbirinden ayrı merkezler olarak düşünülmelidir. Veya belli sayıda ili içine alan bölgelerin oluşturduğu coğrafi bölgeler de salgın bölgesi (odağı) olarak kabul edilerek bölünmelidir.

Buna biz epidemiyolojide bölümleme, kohortlara ayırma diyoruz. Sonra salgının var olduğu yerlerde karantina mutlak uygulanmalıdır. Karantina süresi asgari, koronavirusun hasta veya enfekte bir bireyden saçılma süresi kadar olmalıdır. Yani en az 14 gün kesintisiz yapılmalıdır.

Bu 14 gün süresince aktif sörvey (aktif tarama) programlarıyla, popülasyondaki enfeksiyon taşıyıcılarının miktarı belirlenmelidir. Bu işlem evlere rastgele örnekleme ile yapılacak planlı bir ziyaret stratejisi ile uygulanmalıdır.

Böylece hastalığın ne oranda insan tarafından taşındığı belirlenmiş olur. Daha sonra karantina sonunda, hastane dışında kurulacak test istasyonlarında, sürekli taşıyıcı yakalama işlemleri sürdürülmelidir. Her yakalanan taşıyıcı, en az 14 gün evde veya uygun görülecek bir yerde izole edilerek bekletilmeli, 14 gün sonunda ve yine ikincil olarak 14 gün sonra RT-PCR veya LAMP (virusun tespiti için kullanılan bir laboratuvar testleri) ile test edilerek, virüsü taşımadığından emin olunduktan sonra izolasyonu sonlandırılmalı, toplum yaşamına geri sokulabilir izni verilmelidir.

Bu yaygın test stratejisi, yaptığımız her önlemin ne denli işe yardığının ölçülmesi için kritik önemdedir.

Neden test yaparsınız? Yaptığınız işlem işe yaramış mı?, yaramış ise ne denli bir yarar etkisi olmuş, bunu görürüsünüz.

Ve bu sayısal olarak hesaplanan test sonuçlarınıza göre, okulları, iş yerlerini, lokantaları, turizmi kademeli olarak açarasınız ve hatta normal yaşama dönersiniz.

Her kademeli açılma ve normale dönme etabında, aktif ve yaygın test stratejileri, sokaklarda, büyük işyerlerinde, üniversitelerde, okullarda, fabrikalarda, turizm merkezlerinde, otellerde ve belli perifer sağlık kurumları gibi halka en hızlı ve basit ulaşılabilecek yerlerde, ucuz hatta ücretsiz uygulanarak, koronavirusunun taşıyıcılık düzeyi sürekli denetlenmelidir.

Bu denetlemeler kurumlarda haftada bir veya iki kez yapılmalıdır. Ne kadar fazla test, o kadar fazla virus taşıyıcısının saptaması ve onların izolasyonu, bu da oradaki bir enfeksiyon odağının yok edilmesi anlamına gelir.

Her coğrafi bölge ayrı verileriyle hastalığı sıfırlamaya çalışır. Her bölge merkeze bilgi vererek, merkezde bölge durumları analiz edilerek, bölgelerin birbirlerine ulaşımları ve insan hareketlerinin serbestleştirilmesine karar verilir.

Yani neden test, test ve yine test diyoruz anlıyor musunuz?

Oysa bugün ülkemizde süregelen iş sadece hastalık tanısı için test uygulamasıdır. Bu basit bir pasif sörveyans'ın ötesine gitmeyen bir hesaplama yöntemi size pandeminin yaygınlığı ile hiçbir anlamlı veri sunmaz. Sadece hastanın kinik örneğinde virus var veya yok dersiniz, o kadar... Yani salgın mücadelesi ile hiçbir ilgisi yoktur.

Şu ana dek hiç aşıdan bahsetmedim. Evet aşılama da salgınla savaş sürecinde başlatılan bir bağışıklama yöntemidir.

Toplum koronavirus pandemilerinde aşılarken ne hedeflenir veya hedeflenmelidir: 1. Aşılanan bireylerde hastalık semptomlarını azaltmak ve hastalıktan ölümleri engellemek, 2. Enfekte ve virüsü taşıyan bireylerin oluşumuna engel olmak.

İkinci hedef hızlı ve etkin bir aşılama stratejisi ile yapılmalıdır. Acil kullanım onayından geçmiş her aşı bu bağlamda kullanılmalıdır.

Kanatlı Koronavirusları üzerinde 13 yıldır özel bir şekilde çalışıyorum. Bu nedenle COVID-19 etkeni olan SARS-CoV-2'nin mutasyonların önüne hızlıca geçebilmek için gerçekten aşılamanın hızlı, tekrarlanır ve tüm popülasyonu bağışıklandıracak şekilde planlanmasını öneriyorum.

Aksi takdirde virusta şekillenecek büyük mutasyonlar aşıların etkinliğini aşacak nitelikte olabilir. Ancak aşıların periyodik olarak, her yıl uygulanması ile ve ama her aşılama dalgasının toplumun en az %90'ını içine alacak şekilde ve maksimum 2-3 ay içinde tamamlanması önemli bir diğer konudur.

Aşılama işlemleri devem ederken ve bitince de aşılamadan ne denli etkin bir sonuç alınıp alınmadığı elbette hasta ve vefat sayılarının azalmasıyla gözlenecekse de, toplum içinde aktif test uygulayarak yapılacak planlı sörvey (tarama) programlarıyla denetlenmesi en akılcı ve yapılması gereken iştir.

Maske, mesafe ve temizlik mi? Onlar bu iş içinde sadece virusun kısa sürelerde geçişini önler. Bunlarla salgınla savaşamazsınız... Sadece biraz yönetirsiniz... Şaka gibi değil mi?

İşte böyle sayın okurlar, biraz epidemiyoloji dersi verdim. Tabi ki alana.

Aklı önceleyen, bilimsel yöntemlerle ve alt yapılarla salgınla savaşırsınız.

Bu işlerin realizasyonu liyakat ve adalet şart...

Saygılarımla,

Sağlıkla kalın.