Bursa
Çok Bulutlu
13.6°
Lifebursa.com - Bursa ve Türkiye'den son dakika haberleri
Tuğba Mercan
Tuğba Mercan
tuğbamercan@lifebursa.com

Bursa'nın En Gözde Mesleği Dilencilik

13 Kasım 2021 Cumartesi, 22:39

Bu yazımda hepimizin hemen hemen her gün gördüğü defalarca yaşadığı, bazen görmezden geldiğimiz, bazen de başımızın gözümüzün sadakası olsun diye para verdiğimiz dilencilerden bahsedeceğim.

Benim özellikle çok sıkıntı yaşadığım bir konu bu.

Bursa'da her 100 m de karşımıza bir dilenci çıkmakta. Her şehirde bu kadar fazlamı, yoksa özellikle Bursa şehrinde' mi bu kadar çok dilenci var bilemiyorum. Evden çıkarken yanıma ne kadar para alırsam alayım, paramın 100/30'nu dilencilere vermek zorunda kalıyorum. Bazen baş-göz sadakası olarak, çoğu zamanda sırf başımdan gitsinler diye para veriyorum. Birde gerçekten kimin ihtiyaç sahibi olduğunu bilemediğimden, "İhtiyacı var demek'ki" diye düşündüğüm için veriyorum. Her ne kadar gerçekler bu düşüncemin tam tersi olsada... Dilencilik belki' de bu Dünya'daki en eski mesleklerden birtanesi. İnsanların dini inançlarını vicdan duygularını sömürmek üzerine kurgulanmış, diğer iş kollarına göre daha kolay ve daha çok kazançlı olan bir iş kolu dilencilik.

Mesela "Roma İmparatorluğu'nun özellikle son döneminde yabancı halklarla yapılan savaşlar kırsal alanda yaşayan mal sahiplerini topraklarından etmiş ve kalabalıklar halinde şehirlere yerleşmeye zorlamıştır. Bu zamana kadar Roma şehirlerinde dilenci görmeniz pek olası değildir ama bu zamandan sonra sayıları artmaya başlamıştır. İmparatorluğun zayıflaması bu sayıyı artıran en önemli etkendir". 382'de İmparator Theodosius Konstantinopolis'te dilencilerin kontrol edilmesi için emir vermiş hatta yasa çıkartmıştır. Amacı gerçekten hasta olanlarla sağlıklı olup dilenenleri birbirlerinden ayırmaktır. Yapılan incelemeler sonunda herhangi bir bedensel engeli ya da rahatsızlığı olmadığı halde dilencilik yapanlar, kendilerini ihbar edenlerin kölesi haline getirileceklerdir. 6. yüzyılda Justinianus döneminde yapılan bir yasal düzenleme ile de çalışabilen fakirlerle çalışamayan fakirler arasında bir ayrım yapılmıştır.

Ortaçağ'da, Avrupa' da sahtekar dilenciler tıpkı günümüzdeki gibi davranırlardı. Bazı dilenciler soyunur, kıyafetlerini saklar ve soyulmuş gibi davranırdı. Bazıları, kasaba halkından veya kiliseden sadaka almak için balmumundan veya çiğ sakatattan çıbanlar ya da şişlikler yapar, bunları vücutlarına yapıştırarak hasta insanları taklit ederlerdi. Orta Çağ tarzı bir tür duygu sömürüsüydü. Tam' da günümüzdeki sömürüye benzer şekilde.

Her ne kadar Orta Çağ halkının onda bir oranında kiliseye verdiği verginin bir kısmı, bazı bölgelerde yerel yoksullara yardım etmek için kullanılsa da, çalışabileceklerine karar verilen dilenciler ve serserilere çoğu kez çok sert davranılıyordu. Bu kişiler kırbaçlanabiliyor hatta asılabiliyordu. Dilencileri çalışmaya zorlamak için her türlü çaba gösterildi ancak çalışamayanlar dilencilik yapacaklarsa bir dilenci ruhsatı taşımak zorundalardı. Bazı yerlerde çalışabilecek durumda olan ama çalışmayı reddedenlerin "V" harfi ile damgalandığı da söylenmektedir.

Osmanlı'da ise; Osmanlı tarihinin her döneminde yardımı hak eden yoksullarla, yardım hak etmeyen kesimler arasında bir ayırım yapılmış olduğu söylenebilir. Özellikle dilenciler konusunda böyle bir ayrıma sıklıkla rastlanabilir. Çalışamayacak durumdaki dilencilere "Cer Kağıdı" verilir ve tayin edilmiş olan başbuğun sorumluluğu altında mesleklerini icra etmelerine göz yumulurken, çalışabilecek durumda olduğu halde dilenciliği tercih ettiği düşünülen kimseler yakalanıp kürek ve kalebentlik gibi çeşitli cezalara çaptırılmıştır.

Dinimizde sadaka vermek için bile Bakara suresinde 273 ayette; "Vereceğiniz sadakalar, öncelikle kendilerini Allah yoluna adayan, bu sebeple yeryüzünde maişet için dolaşma imkânı bulamayan fakirler içindir. İffet ve hayaları sebebiyle halktan bir talepte bulunmadıklarından câhiller onları zengin zanneder. Sen ise onları simalarından tanırsın. Hele yüzsüzlük edip de insanlardan ısrarla bir şey istemezler. İyilik olarak her ne verirseniz, Allah onu elbette bilir" açıklaması yer almaktadır. Yani uzun lafın kısası yüzsüzlük yapıp insanlardan bir şey istemeyen gerçek ihtiyaç sahibi ve yakın çevremizden başlamak üzere sadaka vermek gerektiği açıklanmıştır. Günümüze gelirsek her köşe başında dilenen mülteciler yaşlı insanlar ve en kötüsü' de dilendirilen çocuklar kamu huzurunu bozarken toplumu duyarsız hale getirmektedirler. Ve bu yüzden gerçek ihtiyaç sahipleri de anlaşılamamaktadır. Ülkemizde dilenmek suç teşkil etmemektedir. Fakat ailesinin veya art niyetli kişilerin zorlamasıyla dilendirilen kişiler ve çocuklar için suç teşkil etmektedir. 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası vardır. Kıyamayıp' da verdiğimiz paralar yüzünden daha çok aile çocuğunu dilendirmek için sokaklara çıkartmaktadır.

Ekonomik olarak herkesin zor günlerden geçtiği şu günlerde toplumsal olarak daha duyarlı olup, "gerçek ihtiyaç sahibi olduğunu bildiğimiz kişilere yardım yapmak, belki' de daha fazla çocuğun sokağa çıkartılmasının önünde engel teşkil eder kim bilir"?