Yerin altında ekmek bulmaya çalışanların yüzünü bir tek yaşanmaması dilenen olaylarda görüyoruz…

Kapkara bir yüz, kararmış yüzlere ait kapkara ışıldayan gözler ve kapkara ter akan bir alın. Görünürde onlar sadece birer emekçi herkes gibi. Kimse bilmez bir maden işçisinin metrelerce yerin altına giderken nasıl bir endişe ile indiğini, sabah geldim akşam buradan sağ salim çıkabilecek miyim tedirginliğini, eşini işe uğurlayan bir kadının handikaplarını, babası işten dönerken ekmek getirecek mi diye yol gözleyen çocukların bekleyişini, evladım bulduğu aşı yiyebilecek mi, acaba evine çocuklarına geri dönebilecek mi korkusunu kimler hissediyor, görüyor, duyuyor?

Hangimiz, kaçımız o korkulara ortak olup, kaygılanıyoruz? Yerin altında neler oluyor nasıl çalışıyorlar diye merak edip tüm mesai saatlerini karanlıkta geçiren maden işçilerini ziyaret etmeye kalksak eminim bir çoğumuz ürker, panikler, korkar.

Sırf geçim kavgasından sağ çıkabilmek için, tek seferlik geldikleri dünyada yaşamlarından vazgeçme pahasına ekmek savaşı veriyorlar. O kadar koca yürekliler ki, her gün aynı endişe ile cesaret yemini ediyor, yiğitlik duası ile evlerine dönüyorlar.

Kömür denilince ilk akla gelen evlerde, işyerlerinde, fabrikalarda kullanılan yakıt geliyor. Enerji üretiminde, sentetik boyaların, çözücülerin, ilaçların hazırlanmasında ara madde olarak ve çeşitli hoş kokulu maddelerin elde edilmesinde, Grafit, ark lambası kömürlerinin yapımında ve yağlama maddelerinde, kil ile karıştırıldığında kalem ucu olarak kullanıldığını pek çok kişi bilmez, araştırmaz emeğin nereden geldiğini ve emekçilerin bu elde edilen maddeleri ne gibi mücadele ile elde ettiğini…

Bataklıkların veya nemli toprakların etrafında bulunan dev bitkiler, çalılar veya ağaçlar yaşamsal faaliyetleri sona erdikten sonra dibe doğru çökmeye başlar. Yerin altında kalan bu bitkiler, uygun sıcaklık koşulu ve nem oranı sağlandığında milyonlarca yıl sonucunda parçalara ayrılarak kopmaya başlar. Kopan bu parçacıklar nemin etkisiyle bir jel haline dönüşür. Çamur ve kumla kaplanan karbon zengini bu jel zamanla uğrayacağı kimyasal reaksiyonlar sonucunda katılaşmaya başlar ve kaya haline gelir. Kömürün keşfi M.Ö 1000 yıl kadar öncelerine dayanır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yer altında bulunan kömür rezervlerinin kendiliğinden yüzeye çıkması sonucunda, insanların bu siyah taşların ne kadar yanıcı olduğunu keşfederek kullanmaya başlamıştır. Türkiye'deki ilk kömür yatakları, Karadeniz'in kıyısında bulunan Ereğli'den İnebolu'ya kadar uzanan maden yataklarıdır. 1829 yılında Uzun Mehmet adlı bir Türk denizci asker tarafından bulunmuştur. Türkiye'deki madencilik kazalarında 1941 yılından bu yana 3 binden fazla insan hayatını kaybetmiş, 100 binden fazla insan ise yaralanmıştır. Türkiye'de maden ve taş ocakçılığı iş kazalarının en fazla yaşandığı sektör olmuştur. Yıllardır belli aralıklarla Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki kömür ve diğer maden ocaklarında meydana gelen kazalar grizu patlaması, göçük ve yangınlardır. Bu kazaları önleyecek çare yok mudur? Neden insanlar zor şartlarda çalıştırılır, niçin ufka korku tünellerinden baktırılır, niye gözyaşı yakar yıkar bütün ocakları? Hangi sebep fakire kaderine razı gelmeyi öğretir, benimsetir? Ölüm sadece fakirin alın yazısı mıdır? Yaşanan bu acılara doğanın kanunu mu diyelim yoksa güçlünün güçsüzü yendiği bir dünya olarak mı kabul edelim? Dünya zenginin yaşadığı fakirin de yaşayanları izlediği bir yer mi? Dünya işte adalet terazisinin bir yanı illa eksik veya yamuktur!

Biri yer biri bakar dünya! Günah kadar çirkin ve neredeyse günah kadar güzel dünya! Böyledir nizamı, gelen gider, giden gelmez dünya! Birileri ekmeğini karadan çıkartır, birileri ise ekmeğini karadan çıkartanların üzerinden geçinir!

Üzgünüz lakin ağlayamıyoruz! Utanıyoruz lakin yüzümüz kızarmıyor! Görüyoruz lakin bilmiyoruz! Yaşıyoruz lakin susuyoruz! Yüreğimiz acıyor fakat ölemiyoruz!

Rızkını zifiri karanlıkta arayanların, umudu taş yığınlarının arasında bulanların, yerin yedi kat dibinde çoluk çocuğuna aş götürmek için didinenlerin çilesi içler acısıyken defalarca patlama olmasına ve can kaybı yaşanmasına rağmen koşulların iyileştirilmemesi, yaşanan zorlu şartların kolaylaştırılmaması, görmezden gelinmesi kader değil, bile isteye dayatılan garibana reva görülen zulümdür, arkasında bıraktıklarına da yüklenen kederdir. Ekmeğin arasına taş koyup yiyen emekçilerimize rahmet, acılı yakınlarına da sabır diliyorum. Çaresini bildiğimiz halde üzülmekten başka elimizden hiçbir şey gelmiyor!

Maalesef üzerini kapattığımız herşeyin altında kalıyoruz!

Bir avuç kömür için bir ömür verenlere selam olsun.